Haberler & Yayınlar
7582 Sayılı Kanun: Vergi ve Yatırım Hukukunda Teşvikler, İstisnalar ve Stratejik Düzenlemeler
4 Haziran 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, son yıllarda vergi mevzuatında gerçekleştirilen en kapsamlı değişikliklerden birini oluşturmaktadır. Düzenleme yalnızca vergi oranları veya teknik vergi hükümlerinde değişiklik yapmakla sınırlı kalmamış; kamu alacaklarının tahsili, uluslararası yatırımların teşviki, yüksek nitelikli iş gücünün Türkiye’ye çekilmesi, uluslararası hizmet ihracatının geliştirilmesi, İstanbul Finans Merkezi'nin güçlendirilmesi ve kayıt dışı servet unsurlarının ekonomiye kazandırılması gibi birçok stratejik hedefi aynı çatı altında toplamıştır.
Kanunun genel sistematiği incelendiğinde, Türkiye'nin küresel ölçekte sermaye, yatırım ve nitelikli insan kaynağı çekebilmek amacıyla rekabetçi vergi rejimlerine yaklaşmaya çalıştığı görülmektedir. Özellikle yurt dışı gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin getirilen istisna sistemi ile nitelikli hizmet merkezlerine tanınan avantajlar, uluslararası vergi rekabeti bakımından dikkat çekici düzenlemeler arasında yer almaktadır.
Kamu Alacaklarının Tahsilinde Daha Esnek Bir Yaklaşım
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 48'inci maddesinde yapılan değişiklik ile kamu alacaklarının tecilinde uygulanabilecek azami süre 36 aydan 72 aya çıkarılmıştır. Böylece kamu borçlarının yeniden yapılandırılmasında mükelleflere tanınan ödeme kolaylığı iki katına yükseltilmiştir.
Bu değişiklik, özellikle ekonomik dalgalanmalar nedeniyle finansman sıkıntısı yaşayan işletmeler açısından önem taşımaktadır. Zira kamu borçlarının daha uzun vadeye yayılması, işletmelerin nakit akışlarını koruyabilmelerine ve faaliyetlerini sürdürebilmelerine katkı sağlayabilecektir. Bunun yanında teminat aranmaksızın tecil edilebilecek borç tutarının 50.000 TL'den 1.000.000 TL'ye yükseltilmiş olması, küçük ve orta ölçekli işletmeler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Teminat gösterme yükümlülüğünün azaltılması, mükelleflerin tecil mekanizmasından fiilen yararlanabilmesini kolaylaştıracaktır.
Yurt Dışı Gelirlere Yirmi Yıllık Gelir Vergisi İstisnası ve Veraset Vergisinde %1 Oran Uygulaması
7582 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanunu'na eklenen mükerrer 20/D maddesi, Türk vergi sisteminde son yılların en dikkat çekici düzenlemelerinden birini oluşturmaktadır. Düzenleme ile Türkiye'de yerleşmiş sayılan gerçek kişilere, belirli şartların sağlanması halinde, yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar bakımından yirmi yıl süreyle gelir vergisi istisnası tanınmıştır. Böylece Türkiye'nin uluslararası yatırımcılar, yüksek gelirli bireyler, girişimciler, fon yöneticileri ve küresel ölçekte gelir elde eden kişiler açısından daha cazip bir yerleşim merkezi haline getirilmesi amaçlanmaktadır.
Söz konusu istisnadan yararlanılabilmesi için kişinin Türkiye'de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye'de ikametgâhının ve gelir vergisi mükellefiyetinin bulunmaması gerekmektedir. Ancak kanun koyucu, bu şartı yumuşatarak, kişinin geçmişte Türkiye'de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artış kazancı nedeniyle mükellefiyet tesis edilmiş olmasının istisnadan yararlanmasına engel oluşturmayacağını açıkça hükme bağlamıştır.
Düzenleme kapsamında istisna edilen gelirler için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek; mükellefin başka gelirleri nedeniyle yıllık beyanname vermesi gereken durumlarda ise istisna kapsamındaki yurt dışı gelirler beyannameye dâhil edilmeyecektir. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca vergi oranında indirim sağlayan bir teşvik değil, belirli gelirler bakımından doğrudan gelir vergisi yükümlülüğünü ortadan kaldıran özel bir vergi rejimi niteliği taşımaktadır.
Bununla birlikte, istisna kapsamındaki gelirlere ilişkin gider ve maliyet unsurlarının Türkiye'de vergilendirilen gelirlerin tespitinde dikkate alınmasına izin verilmemiştir. Aynı şekilde, bu gelirler üzerinden yabancı ülkelerde ödenen vergilerin Türkiye'de mahsup edilmesi de mümkün değildir. Dolayısıyla düzenleme, tam bir vergisel istisna sistemi kurmakta; buna karşılık istisna kapsamındaki gelirlerin diğer gelir unsurlarıyla ilişkilendirilmesini sınırlandırmaktadır.
Kanunda ayrıca önemli bir güvenlik mekanizmasına yer verilmiştir. İstisnadan yararlanmak için gerekli şartların sonradan taşınmadığının tespit edilmesi halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler vergi ziyaına uğramış sayılacak ve genel hükümler çerçevesinde tarh ve tahsil edilecektir. Bu nedenle istisna rejiminden yararlanacak kişilerin özellikle Türkiye'deki yerleşiklik durumlarını, geçmiş yıllardaki mükellefiyet kayıtlarını ve gelir kaynaklarını dikkatle değerlendirmeleri gerekmektedir.
Düzenleme yalnızca gelir vergisi bakımından değil, servetin kuşaklar arası aktarımı bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, mükerrer 20/D maddesi kapsamında gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin, istisna süresi içerisinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde veraset ve intikal vergisi oranının %1 olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Bu hüküm, özellikle yüksek tutarlı malvarlıklarının miras yoluyla intikalinde ortaya çıkabilecek vergi yükünü önemli ölçüde azaltmaktadır. Düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun yalnızca yurt dışı gelirlerin Türkiye'ye çekilmesini değil, aynı zamanda yüksek varlıklı kişilerin Türkiye'de uzun vadeli olarak yerleşmelerini ve servetlerini Türkiye merkezli şekilde yapılandırmalarını teşvik etmeyi amaçladığı görülmektedir.
Sonuç olarak mükerrer 20/D maddesi ve buna bağlı olarak Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklik, Türk vergi hukukunda klasik tam mükellefiyet anlayışına önemli bir istisna getirmekte; uluslararası ölçekte gelir elde eden gerçek kişiler bakımından uzun vadeli ve kapsamlı bir vergi avantajı sağlamaktadır. Bununla birlikte, düzenlemenin uygulanmasında yerleşiklik statüsünün belirlenmesi, istisna şartlarının korunması, yabancı gelirlerin niteliğinin tespiti ve uluslararası vergi planlaması konularında dikkatli bir hukuki değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.
Nitelikli Hizmet Merkezleri İçin Yeni Hukuki Altyapı
7582 sayılı Kanun ile 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'na eklenen hükümler kapsamında Türk hukukunda ilk kez "nitelikli hizmet merkezi" kavramı düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel amacı, çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, risk yönetimi, teknoloji danışmanlığı, veri analitiği, insan kaynakları, marka yönetimi ve benzeri grup içi hizmet faaliyetlerini Türkiye üzerinden yürütmelerini teşvik etmektir.
Kanuna göre, nitelikli hizmet merkezi statüsünden yararlanılabilmesi için hizmet verilen şirketler topluluğunun en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet göstermesi ve merkezin yıllık hasılatının en az %80'ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden elde etmesi gerekmektedir. Bu şartlar, düzenlemenin yalnızca uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirket gruplarını hedeflediğini ve teşviklerin gerçek anlamda sınır ötesi hizmet faaliyetlerine yöneltildiğini göstermektedir. Bu merkezler, uluslararası şirket gruplarının finans, teknoloji, insan kaynakları, veri yönetimi, muhasebe ve benzeri grup içi hizmet faaliyetlerini Türkiye'de merkezileştirmelerine imkân tanımaktadır. Böylece Türkiye'nin yalnızca yatırım ve üretim merkezi değil, aynı zamanda bölgesel yönetim ve hizmet ihracatı merkezi olarak konumlandırılması amaçlanmaktadır.
Dikkat çeken bir diğer husus ise Türk hukukuna ilişkin hukuk danışmanlığı hizmetlerinin yalnızca Avukatlık Kanunu kapsamında faaliyet gösteren avukatlar veya avukat ortaklıklarından alınabilecek olmasıdır. Bu düzenleme ile bir yandan yabancı yatırımlar ve hizmet ihracatı teşvik edilirken, diğer yandan avukatlık mesleğine ilişkin yasal koruma muhafaza edilmiştir. Nitelikli hizmet merkezlerine ilişkin bu düzenleme, Türkiye'nin bölgesel yönetim, finans, teknoloji ve profesyonel hizmetler merkezi olma hedefi doğrultusunda oluşturulmuş yeni bir yatırım ve vergi teşvik mekanizması niteliğindedir.
Nitelikli Hizmet Personeline Sağlanan Gelir Vergisi Avantajı
7582 sayılı Kanun ile nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerine yönelik önemli gelir vergisi avantajları getirilmiştir. Düzenleme kapsamında, bu personele ödenen ücretlerin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilmiştir. Belirli endüstri bölgelerinde ve İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri bakımından ise bu sınır brüt asgari ücretin beş katına kadar uygulanabilecektir.
Söz konusu teşvik, yüksek katma değerli hizmet faaliyetlerinde görev alan uzman personelin Türkiye'de istihdam edilmesini özendirmeyi ve uluslararası şirketlerin bölgesel yönetim, teknoloji, finans ve danışmanlık faaliyetlerini Türkiye'ye taşımalarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca şirketlere yönelik bir yatırım teşviki değil, aynı zamanda nitelikli iş gücünün Türkiye'ye çekilmesine yönelik önemli bir vergi politikası aracı niteliği taşımaktadır.
Özellikle nitelikli hizmet merkezlerine tanınan kurumlar vergisi avantajları ile birlikte değerlendirildiğinde, düzenleme hem işveren hem de çalışan bakımından vergi yükünü azaltan bütüncül bir teşvik mekanizması oluşturmaktadır.
Uluslararası Ticaret Kazançlarına Yönelik Vergi Teşviki
7582 sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, yurt dışından satın alınan malların Türkiye'ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançların %95'inin kurum kazancından indirilebilmesine imkân tanınmıştır. Belirli endüstri bölgeleri ile İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren kurumlar bakımından ise bu oran %100'e kadar uygulanabilecektir.
Söz konusu teşvikten yararlanılabilmesi için elde edilen kazancın, ilgili hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi ve aracılık faaliyetlerinde malın satıcısı ile alıcısının Türkiye'de bulunmaması gerekmektedir.
Düzenleme, uluslararası ticaret faaliyetlerinin Türkiye üzerinden yürütülmesini teşvik etmeyi ve Türkiye'nin bölgesel ticaret merkezi olma hedefini desteklemeyi amaçlamaktadır. Özellikle transit ticaret, emtia ticareti, tedarik zinciri yönetimi ve uluslararası ticaret organizasyonları bakımından önemli vergisel avantajlar öngörülmektedir. Bununla birlikte kazancın Türkiye'ye getirilmesi şartı, teşvik mekanizmasının yalnızca vergi avantajı sağlamayı değil, aynı zamanda ülkeye döviz girişini artırmayı da hedeflediğini göstermektedir.
Nitelikli Hizmet Merkezlerine Sağlanan Kurumlar Vergisi Teşviki
7582 sayılı Kanun ile nitelikli hizmet merkezlerinin münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların %95'inin kurum kazancından indirilebilmesine imkân tanınmıştır. Belirli endüstri bölgelerinde ve İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri bakımından ise bu oran %100 olarak uygulanabilecektir.
Söz konusu teşvikten yararlanılabilmesi için elde edilen kazancın, ilgili hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye'ye transfer edilmesi gerekmektedir. Ayrıca teşvik, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren yirmi hesap dönemi boyunca uygulanabilecektir.
Düzenleme, çok uluslu şirketlerin grup içi yönetim, finans, teknoloji, veri analitiği, insan kaynakları ve benzeri hizmet faaliyetlerini Türkiye üzerinden yürütmelerini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle yurt dışına sunulan yüksek katma değerli hizmetlerden elde edilen kazançlara sağlanan bu avantaj, Türkiye'de bugüne kadar uygulanan en kapsamlı hizmet ihracatı teşviklerinden biri niteliğindedir.
Kazancın Türkiye'ye transfer edilmesi şartı dikkate alındığında, düzenlemenin yalnızca vergi yükünü azaltmayı değil, aynı zamanda hizmet ihracatından elde edilen döviz gelirlerinin ülke ekonomisine kazandırılmasını hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle teşvik, hem uluslararası yatırım politikalarının hem de Türkiye'nin hizmet ihracatını artırmaya yönelik ekonomik stratejisinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Üretim ve Zirai Üretim Kazançlarında İndirimli Kurumlar Vergisi
7582 sayılı Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 32'nci maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları bakımından kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak belirlenmiştir.
Düzenleme, üretim ve tarımsal üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlar üzerinde indirimli vergi yükü oluşturarak yatırımı, üretimi ve istihdamı teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle sanayi ve tarım sektörlerinde faaliyet gösteren işletmeler bakımından, yatırım kararlarının desteklenmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve rekabet gücünün güçlendirilmesi açısından önemli bir vergisel avantaj sağlanmaktadır.
Bununla birlikte indirimli oran yalnızca kanunda belirtilen üretim ve zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlara uygulanacak olup, kurumların diğer faaliyetlerinden doğan kazançları genel kurumlar vergisi rejimine tabi olmaya devam edecektir. Bu nedenle uygulamada faaliyet bazlı kazanç ayrımının doğru şekilde yapılması ve muhasebe kayıtlarının buna uygun olarak tutulması önem arz etmektedir.
Düzenleme genel olarak değerlendirildiğinde, üretim ekonomisini desteklemeye yönelik vergi politikalarının bir yansıması niteliğinde olup, reel sektör yatırımlarının artırılması ve katma değer üreten faaliyetlerin teşvik edilmesi amacına hizmet etmektedir.
Yurt İçi ve Yurt Dışı Varlıkların Bildirimine İlişkin Düzenleme
7582 sayılı Kanun ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen Geçici 19’uncu madde, yurt dışında bulunan veya Türkiye’de bulunmakla birlikte kanuni defter kayıtlarında yer almayan bazı varlıkların beyan edilerek ekonomik sisteme dâhil edilmesine imkân tanımaktadır. Düzenlemenin amacı, vergiye gönüllü uyumu artırmak ve kayıt dışında kalan varlıkların finansal sisteme kazandırılmasını sağlamaktır. Bu kapsamda gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını 31 Temmuz 2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirebilecektir. Bildirilen yurt dışı varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak hesaplara transfer edilmesi veya fiziken getirilen varlıkların bu hesaplara yatırılması gerekmektedir. Fiziki olarak getirilen varlıkların yurda girişi, gümrük idaresine yapılacak beyana ilişkin belgelerle tevsik edilecektir.
Gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri bakımından Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının da aynı tarihe kadar bildirilmesi mümkündür. Bu varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılarak tevsik edilmesi zorunludur. Defter tutan mükellefler, bildirilen varlıkları bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlerine kaydedecektir. Bilanço esasına göre defter tutanlar yönünden bu varlıklar için pasifte özel fon hesabı açılacak; söz konusu fon iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemeyecek ve sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamayacaktır.
Bildirilen varlıklar üzerinden genel olarak %5 oranında vergi alınacaktır. Ancak varlıkların belirli yatırım araçlarında belli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde bu oran kademeli olarak azaltılmaktadır. Buna göre varlıkların en az beş yıl tutulması halinde oran %0, en az dört yıl tutulması halinde %1, en az üç yıl tutulması halinde %2, en az iki yıl tutulması halinde %3 ve en az bir yıl tutulması halinde %4 olarak uygulanacaktır. 1 Ocak 2027 tarihinden sonra yapılacak bildirimlerde ise bu oranlara yarım puan artırım uygulanacaktır.
Bu madde kapsamında ödenen vergi, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacak ve başka vergilerden mahsup edilemeyecektir. Ayrıca bildirime konu varlıkların sonradan elden çıkarılmasından doğan zararlar da vergi uygulamaları bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmeyecektir.
Düzenlemenin en önemli sonucu, şartların yerine getirilmesi halinde bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar hakkında vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmamasıdır. Ancak bu koruma mutlak değildir. Bildirilen varlıkların süresinde Türkiye’ye getirilmemesi, banka veya aracı kurum hesaplarına yatırılmaması, tarh edilen verginin süresinde ödenmemesi, verilen taahhütlere uyulmaması veya kanunda öngörülen diğer şartların ihlal edilmesi halinde bu korumadan yararlanılamayacaktır.
Ayrıca vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdir komisyonuna sevk işlemi yapıldıktan sonra gerçekleştirilen bildirimler, ilgili inceleme veya takdir süreci bakımından koruma sağlamayacaktır. Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin düzeltme yapılamayacak; tahsil edilen vergiler ise ret ve iade edilmeyecektir.
Sonuç olarak Geçici 19’uncu madde, yurt dışı veya kayıt dışı varlıkların belirli şartlarla finansal sisteme dâhil edilmesini sağlayan önemli bir vergi uyum düzenlemesidir. Ancak düzenlemeden yararlanılabilmesi, bildirim, transfer, kayıt, ödeme ve taahhüt şartlarının eksiksiz yerine getirilmesine bağlıdır. Bu nedenle uygulama öncesinde varlığın niteliği, kaynağı, kayıt durumu, bildirim zamanı ve olası vergi incelemesi riskleri birlikte değerlendirilmelidir.
İstanbul Finans Merkezi Rejimine İlişkin İlave Teşvikler
7582 sayılı Kanun ile İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda yapılan değişiklikler sonucunda, İstanbul Finans Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren katılımcılara tanınan çeşitli vergisel avantajların kapsamı genişletilmiş ve uygulama süreleri önemli ölçüde uzatılmıştır. Özellikle bazı teşviklerin uygulanma süresinin 2031 yılından 2047 yılına kadar uzatılması ve belirli avantajların beş yıl yerine yirmi yıl süreyle uygulanabilecek hale getirilmesi, düzenlemenin uzun vadeli bir yatırım perspektifiyle hazırlandığını göstermektedir.
Kanun ayrıca, İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerini de teşvik sistemine dâhil etmiş; bu merkezlerin yurt dışına sundukları hizmetlerden elde ettikleri kazançlar ile nitelikli hizmet personeline ilişkin vergisel avantajlardan yararlanabilmelerine imkân tanımıştır. Böylece İstanbul Finans Merkezi'nin yalnızca finansal kuruluşların değil, aynı zamanda bölgesel yönetim, teknoloji, danışmanlık ve hizmet ihracatı faaliyetlerinin de yürütüldüğü uluslararası bir iş merkezi olarak geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Düzenleme, finansal kuruluşlar, yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri, fintech şirketleri ve uluslararası yatırımcılar bakımından hukuki öngörülebilirliği artırmakta; uzun vadeli yatırım ve organizasyon kararlarının daha güvenli bir şekilde planlanabilmesine katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle değişiklikler, İstanbul Finans Merkezi'nin uluslararası finans merkezleriyle rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejik teşvikler olarak değerlendirilmektedir.
Genel Değerlendirme
7582 sayılı Kanun bir bütün olarak değerlendirildiğinde, düzenlemelerin yalnızca vergi yükünü azaltmayı amaçlayan teknik değişikliklerden ibaret olmadığı görülmektedir. Kanun, Türkiye'nin uluslararası yatırım, finans, hizmet ihracatı ve sermaye hareketleri alanındaki rekabet gücünü artırmayı hedefleyen kapsamlı bir vergi ve yatırım politikası reformu niteliği taşımaktadır. Özellikle yurt dışı gelir istisnası, nitelikli hizmet merkezlerine sağlanan teşvikler, uluslararası ticaret kazançlarına ilişkin avantajlar ve İstanbul Finans Merkezi'ne yönelik ilave destekler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'nin bölgesel bir finans, yönetim ve hizmet merkezi olarak konumlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Düzenlemelerin önemli bir bölümü, elde edilen kazançların Türkiye'ye transfer edilmesi, faaliyetlerin Türkiye üzerinden yürütülmesi veya belirli sürelerle Türkiye'de tutulması şartına bağlanmıştır. Bu yaklaşım, kanun koyucunun yalnızca vergi avantajı sağlamayı değil, aynı zamanda döviz girişinin artırılmasını, uluslararası sermayenin Türkiye'ye yönlendirilmesini ve yüksek katma değerli ekonomik faaliyetlerin ülke içerisinde gerçekleştirilmesini hedeflediğini göstermektedir.
Kanunla getirilen teşviklerin dikkat çeken bir diğer yönü ise, üretim ekonomisi ile hizmet ekonomisini birlikte destekleyen bütüncül bir yapıya sahip olmasıdır. Bir taraftan üretim ve zirai üretim faaliyetleri için indirimli kurumlar vergisi uygulaması öngörülürken, diğer taraftan çok uluslu şirketlerin grup içi yönetim, finans, teknoloji ve danışmanlık faaliyetlerini Türkiye'de konumlandırmalarını teşvik eden yeni mekanizmalar oluşturulmuştur. Bu durum, vergi politikalarının yalnızca gelir toplama aracı olarak değil, ekonomik kalkınma ve yatırım stratejisinin bir unsuru olarak kullanıldığını göstermektedir.
Bununla birlikte, Kanun kapsamında öngörülen istisna, indirim ve teşviklerin büyük çoğunluğu belirli şartların yerine getirilmesine bağlıdır. Vergi hukukunda istisna ve teşvik hükümlerinin dar yorumlanmasına ilişkin yerleşik yargısal yaklaşım dikkate alındığında, söz konusu avantajlardan yararlanmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetlerini, sözleşmelerini, muhasebe kayıtlarını ve kurumsal yapılarını ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde yapılandırmaları önem taşımaktadır. Aksi halde geçmiş dönemlere ilişkin vergi tarhiyatları, vergi ziyaı cezaları ve uzun süreli vergi uyuşmazlıkları ile karşılaşılması söz konusu olabilecektir.
Bu nedenle 7582 sayılı Kanun ile getirilen yeni düzenlemeler, yalnızca vergi avantajı sağlayan hükümler olarak değil; yatırım planlaması, şirket yapılanmaları, uluslararası vergi stratejileri ve servet yönetimi bakımından önemli fırsatlar ve aynı zamanda dikkatle yönetilmesi gereken hukuki yükümlülükler içeren kapsamlı bir reform paketi olarak değerlendirilmelidir. Özellikle uluslararası faaliyet gösteren şirketler, yabancı yatırımcılar, aile ofisleri, fon yapıları ve yüksek gelirli gerçek kişiler bakımından düzenlemelerin somut olay bazında ayrıntılı şekilde analiz edilmesi ve gerekli hukuki planlamanın önceden yapılması önem arz etmektedir.
Bu konudaki detaylı sorularınız için ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.
Yukarıda yer verilen açıklamalar, YılmazÜlker Avukatlık Ortaklığı'nın ("YılmazÜlker”) konuya ilişkin genel değerlendirmelerini yansıtmakta olup, herhangi bir hukuki görüş veya danışmanlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Bu kapsamda belirtilen hususlara dayanarak işlem yapılmadan önce, somut olayın özellikleri dikkate alınarak profesyonel hukuki destek alınması tavsiye olunur. YılmazÜlker’e işbu belgenin içeriğinden kaynaklanan veya içeriğine ilişkin olarak ortaya çıkan sonuçlardan dolayı herhangi bir sorumluluk iddiasında bulunulamaz.


#YılmazÜlker #7582SayılıKanun #TürkiyedeYatırım #İstisnalar #Yayın